6 Eylül 2008 Cumartesi

ERMENİ BAŞPAPAZIN İSLAMİYETE GEÇİŞİ SIR OLARAK SAKLANDI!



-Osmanlı Arşivinde araştırmacılara açılan milyonlarca belge içinde Kozan Ermeni kilisesi Başpapazının 1889 yılında İslamiyete Geçtiği ve “Mehmet” adını aldığı hakkında ayrıntılı dosya ortaya çıktı.
-Ermeni Kilise çevreleri , Başpapazın İslamiyete geçmesini bir sır olarak sakladılar.
Geçtiğimiz 2008 yılı Temmuz ayı içinde Başbakanlığın izniyle sürdürdüğüm Osmanlı Arşiv araştırmaları esnasında Kozan’daki Ermeni kilise Başpapazının 1889 İslamiyete geçmesi hakkında ilginç bir dosyaya ulaştım. Belgenin aslını 11. Yüzyıldan 1920’ye kadar Sis8Kozan şehrinde görevini sürdüren Kilise Arşivi görsel belgelerini toplu halde “www.cezmiyurtsever.com” internet sitesinden de yayınlayarak bilim dünyasına sunuyorum. Bahsi geçen belgede yazılanları heyecanla okudum. Türk-Ermeni Tarihi ilişkilerinin yeniden yazılmasını sağlayacak kadar önemli olan olay aradan uzun bir süre geçmesine rağmen Ermeni dini çevreler tarafından sır olarak saklandı. Kozan’da Türklerin dostluğundan etkilenerek İslamiyete geçen Mehmet adını alan Ermeni Başpapazı ile ilgili DH.MKT, D-1535, G-61 numaralı dosyada yer alan belgenin çözümlenmiş hali aşağıdadır.
“Sadrazamlık makamına!
Sis manastırı ser-episkoposu (Başpapazı) iken ve kendisine yeniden 500 kuruş maaş verilmesiyle beraber Dersaadete (İstanbul’a) evini taşıma arzusunda bulunduğu halde gelmesi dahi yeniden padişah iradesi yazılması gereken Mehmet Efendi’nin ailesiyle buraya gelmek üzere harcırah verilmesi dilekçesi vermiş ve kendisine 2 bin kuruş harcırah verilmesi o zaman Sadrazamlığın isteğine cevap verilmesi ve Adana valiliğine bildirilmesi uygun bulunmuştur.
Adliye Nazırı, 5 Temmuz sene 305(miladi-1889)
Belgede adı geçen sis(Kozan) Ermeni manastırında başpapaz olarak görev yaparken İslamiyete geçen kişinin yeni isminin “Mehmet” olduğu bilgisi yer alıyor. Ama Hristiyan iken aldığı isme yer verilmiyor. Çukurova tarihinde önemli bir olayı açıklayan bu belgenin ışığında konunun Ermeni kaynaklarından da araştırmasını yaptım. 1105 yılında Kilikya Katogigosu (başpapazlığı) göreviyle çalışan kilise liderleri 1293 yılına kadar bölgedeki Ermenilerin dini lideri olarak çalıştılar. Ama aynı tarihten kısa süre sonra 1375 yılında Sis (Kozan) şehrinin Türkmenlerin eline geçmesi ile birlikte Ermeni manastırı dini hizmetlerine devam etti. Osmanlı Fırka-i Islahiye ordusunun Sis’e gelmesinden sonra da önem kazandı. Konya’dan Malatya ve Urfaya kadar güney Anadolu vilayetlerinin dini merkezi özelliğini korudu. Sis manastırında görev yapan Ermeni Başpapazları listesinde 1871 ve sonrasında Mıgırdıç’ın adı geçmektedir. Ancak Mıgırdıç’ın görev süresi içinde “boşluk” (vacant) dönemi vardır. Muhtemeldir ki, Ermeni kilise çevreleri Mıgırdıç adındaki Başpapaz’ın İslamiyete geçmesi olayını tarihin gündeminden bir sır olarak sakladılar.
ARAŞTIRMACI-YAZAR-TARİHÇİ:CEZMİ YURTSVEER

4 Eylül 2008 Perşembe

ÜNLÜ KAHRAMAN KARA FATMA'NIN MEZARI PARÇALANMIŞ OLARAK BULUNDU


Türk ve dünya tarihinin efsanevi kahraman kadını Kara Fatma’nın mezarı Andırın’ın Tokmaklı köyündeki vadi içinde beyler mezarlığında bulundu. -Kara Fatma’nın mezarı defineciler tarafından deşilmiş bir haldeydi. -Kara Fatma’nın mezarından savaşta kullandığı hançer parçası Sultan Bolat adındaki köylü kadın tarafından bulundu. 4 Kasım 2007 Pazar günü benim için hayatımda unutulmaz bir olaya tanıklık etmem açısından önemli idi.Bir gün önce gelmiştir Andırın’ın Beş bucak köyüne,Osman Ekiz’in kızının düğününe davetli olarak. 3 Kasım günü akşamüzeri düğün evinde tanıştığım 50 yaşları civarında sarı saçları ve alnındaki kırışıklıklar ile avuçlarının içi nasırlaşmış genç adamın bakışları onun hayat mücadelesinin ne kadar zor geçtiğini gösteriyordu. Benim tarihci olduğumu söylemem üzerine civardaki tarihi eserler kaleler, mezarlar hakkında bilgiler vermeye başladı.Adı Hamza olan bu genç adamın bölge tarihi hakkında geniş bilgilerinin olduğunun farkına vardım. “Şu karşıda görünen ovanın kıyısında Beylik adında bir mahalle vardır. Neden Beylik dendiğini hiç düşündün mü? Orada Osmanlı’nın en zayıf zamanında hükümdarlık yapmış cesur bir kadın vardı adına da Kara Fatma denilen. Sen hiç bu ismi duydun mu? Bu açıklama üzerine Hamza,bir an için durdu, düşündü. Ve bildiklerini açıklamaya başladı: “Evet onun adını duyarım. Cesur bir kadınmış. Tokmaklı’nın üst yanında Beyler mezarlığında onun mezarı var. Orayı sana gösterebilirim. İstersen yarın sabah buluşalım seni oraya götüreyim” dedi. Bu bilgiler kulaklarımda yankılandı.Yıllar önce Kara Fatma hakkında yazdığım yazılarda “onun ölümünden sonra mezarının bir yol kıyısına çamlılıklar ve dikenlikler arasında bir yere gömüldüğünü, sonradan da mezar yerinin kaybolduğunu” yazmıştım. BEYLER MEZARLIĞININ İÇLER ACISI bölgesindeki ovada sisli bir hava var. Ama söz verdiğim gibi sabahleyin Hamza ile buluşacağım. Düğün evin’den ayrılırken bir gün önce Hamza’nın kulaklarımı çınlattı. Öncelikle Hamza ile buluşacağım şimdiki ismi Yeşilova olan ama Tokmaklı adıyla daha iyi bilinen beldeye yol aldım. Giriş yerindeki mahalleye yaklaştım. Hamza’nın evini sordum. Ve kısa sürede de buldum. Hamza ile görüşeceğim esnada aynı mahallenin insanları ile karşılaştım. Emine Barın adındaki yaşları civarındaki köylü kadını “Kara Hatun derler, cesur bir kadın varmış. Mezarı az yukarda ırmağın kıyısında mezar yeri var. Mezarları deşmişler oradan bir hançer çıktı,şimdi evdedir”.
Emine hanım eve gitti, hançer parçasını aldı, geldi, hemen yanında hançeri mezarda bulan kadın da geldi. Alnı kırışıklıklar içinde bulunan teyzemiz “Ben Misal Bolat’ın annesiyim. Hançeri derenin kıyısında mezarların yanında buldum. Kara Hatun’un mezarının orada, mezarı deşmişler içinden çıkmış bu” dedi. Adının Sultan olduğunu öğrendiğimiz teyzemiz eline hançeri aldı. Bir hançere baktı,bir de bana. Şaşkındı, sap kısmı paslanmış, çürümüş bu hançerin tarihi öneminin de farkında değildi. O halde fotoğrafını çektim. Sonra Hamza ile birlikte yola revan olduk. Tokmaklı merkez mahalleden ayrılarak daha kuzeydeki Andırın’a doğru giden ana yolu izleyerek ilerledik. Hamza: “Asıl Tokmaklı bu tepenin eteğinde idi. Ama zamanla boşalmış. Vadi içinden gelen suyun adı Andırın suyudur. Burada kanallara alınır ve ovayı sular. Kanalı Zülfikaroğlu Ali Bey yaptırmış. Beyler mezarlığı şu derenin kıyısındadır” dedi.Arabamız durdu. Tarlalar içinden yürümeye başladık. Ve hemen derenin kıyısında etrafı örülü yapılı mezarlar belirdi. Mezarlar içinde hece taşlarının üzerinde sarık şekilli olanların aynı yörenin önde gelen şahıslarına ait olduklarını fark ettim. Yan yana olan mezarlar içinde orta yerde içi oyulmuş, taşları etrafa dağıtılmış olana dikkatle baktım. Az önce Tokmaklı köyünde “İçi deşilen mezar yanında bu hançeri buldum” diyen teyzenin sözleri aklıma geldi. Aynı anda mezar bilgisi olan bir vatandaş daha geldi yanımıza. Eşilen her iki hece taşını da yan yatmış halde bulduk. Hece taşının birisinin üzerinde sarık/fes şekli vardı. Ama diğerinde de çiçek şeklini andıran çizgiler vardı. Hamza’nın ve köylü kadınların anlattığı “Hükümdar gibi olan Kara Hatun’un” mezarı bu olmalıydı. Kulaklarımda yankılanan “Bu mezarda beyler yatar. Kara Hatun’un akrabası Süleyman Bey varmış, Kara Hatun’dan sonra Mustahablı buranın sahibi olmuş, yakındaki değirmeni işletmiş Mustahablı”sözleri tarihin sırlarını çözmek için ip uçları idi. “Kerim kızı olarak tanınan 1820 ile 1865 yılları arasında Kadirli- Andırın dağlarını yöneten Maraş’taki Bayazıt beylerinin gelini de olan Kara Fatma Hatun, 1854 yılında kırım harbine katılmıştı. O’nun askerler ile birlikte İstanbul’a gidişi, şehirde dolaşması olay olmuş, gravürleri çizilerek dünya basınında yer almıştı. Namık Kemal’in yıllar sonra “Vatan Yahut Silistre” piyesini yazmasına da ilham kaynağı olmuştu. Türk ve dünya tarihinin bu efsanevi kadın kahramanı ölümünden sonra aradan geçen 140 yıla yakın zaman sonra unutulmuş, mezarı da köylülerin ifadesi ile defineciler tarafından deşilmiş parçalanmıştı. Bir köylü kadınların elindeki Kara Fatma hatun’dan kalan hançere baktım bir de aynı kahraman kadınımızın deşilmiş taşları parçalanmış ve atılmış mezarına… Tarihi mirasa sahip çıkamayışımızın acı bir örneği ile karşılaştığım için üzüldüm ama belgeler, bilgiler, araştırmalar sonrasında da Kara Fatma’nın mezar yerini bulmanın sevinciyle bu yazıları kaleme aldım. 4 kasım 2007 günü. O gün mezarlık içinde kendiliğinden yetişen narların meyveleri çatlamış bir halde “Beni ve dünyamı anlayın” diyordu sanki… Ellerimi uzattım, o nar meyvesini kopardım. Onun meyvesi içindeki her bir diş tanesi bir dünya idi, birbirini tamamlayan, ama elimde durduğu haliyle kabuğu çatlamıştı. Tıpkı, aradan geçen uzunca bir zaman sonra Hamza ve köylülerin yardımıyla tesadüfen bulunan Kara Fatma’nın mezar yerinde gördüklerim gibi …YAZAN :CEZMİ YURTSEVER

AYRINTILAR:::www.cezmiyurtsever.com da

2 Eylül 2008 Salı

GOOGLE MASON ŞİFRESİ Mİ?

-Dünyadaki internet dünyasının en aktif arama motoru Google, insanoğlunun ürettiği bilgi kaynaklarını denetim altına almak ve yönlendirmek amacıyla kurulmuştur. -Google’nin “G Mail” simgesi Mason önlüklerinden esinlenerek şekillendirilmiştir.
İnternet ortamında bilgiye ulaşmak isteyenlerin parmakları harflere ve kelimelere giderken kendilerine köprü olacak “Google” arama motoru ile karşılaşırlar. Ve sonra istedikleri her ne ise onu yazıp “Giriş” (enter) tuşuna basmaları ile sanal ortamındaki bilgi kaynakları web sayfaları veya fotoğraflar önlerine gelir. Özetle “Google” 2000’li yılların başlarında dünyanın en hızlı arama motorudur.
Google’nin de kendine özgü bir hikayesi vardır. 1998 yılında ABD’nin Kaliforniya kentinde Google’yi kuran Stanford Üniversitesi Matematik mühendisliğinde doktora öğrencisi iki genç insan Larry Page ve Sergey Brin’in çalışmaları bilgisayar dünyasına yansıdı. Kuruluşunda 25 milyon dolar sermaye orta konmuştu. Google, kısa zamanda gelişti. 2007 yılı içinde çalıştırdığı insan sayısı 10 bin sayısına ulaştı. Ve yıllık geliri de 7.14 milyar dolara ulaştı. Bilanço net karı ise 1.69 milyon dolar idi.
Google’nin kısa zamanda dünya internet iletişim alanında zirveye ulaşmasının arka planında belirlenen hedefler hep gizlendi. Google’nin kendi açıklaması ile kuruluş amaçları şu sözlerle açıklanıyor: “Google, "googol" sözcüğünün üzerinde oynanmasıyla ortaya çıkmıştır. Edward Kasner adındaki Amerikalı matematikçinin yeğeni Milton Sorotta tarafından üretilmiş olan "googol" sözcüğü 1 ve onun ardından 100 sıfırın gelmesiyle oluşan rakamı belirten matematiksel bir terimdir. Google'ın bu terimi kullanması, şirketin dünyadaki tüm bilgiyi organize etme misyonunu yansıtır.”…
Google’nin kendi açıklamaları çerçevesinde kelime analizini yapacak olursak baştaki “G” harfinin “1 (bir)” olduğu ve onu izleyen “oo” sayıları ve daha sonra gelen yine “1” ve oo sayıları…Google bu haliyle matematiksel bir denklem ve gizemli bir şifredir. “G” harfinin “l” sayısına karşılık gelmesi tesadüfi olamazdı. Masonluktaki “her şeyi yaratan evrenin ulu mimarı” da “G” harfi ile ifade ediliyordu. “Google” kelimesi veya şifresi bulunurken “Masonluğun” kurucu ögesi “G” özellikle yerleştirilmişti. Bu bilgilerin ışığında Google’nin kuruluşu amacı olarak belirlenen “Dünyadaki tüm bilgiyi organize etme misyonu” bambaşka amaçların/ hedeflerin olduğunu gösterir. X bütün bunları düşünürken perdeyi biraz daha aralamaya karar verdi.
Google’nin internet iletişiminde hazırlamış olduğu hızlı posta veya mesaj servisinin kod ismi de “Gmail” olarak benimsendi. Kelimenin başında bulunan “G”harfi, Google’nin tanımlanmasıydı. “Gmail”e sembol tasarlayanlar “Mail” ile M harfinin yerleştirildiği bir kutu veya torba şeklinde olmasını istediler. M’nin hazırlanmış haline biraz dikkatlice bakan X karşısındaki şeklin Masonların takındığı ön kısma yerleştirilen torba şekli olduğunu çözümledi. Masonlar arasında “dul kadının kesesi” şifresi ile açıklanan torba, efsanevi Mason önderi Hiram usta ile de ilgiliydi. Torba’nın “M” harfi şeklinde tasarlanması “Mason” kelimesinin de bir yansıması idi. Bütün bu haliyle Google ve onun mesaj servisi olan Gmail birer mason şifresi idi. Misyonda açıklanan “Dünyadaki tüm bilgiyi organize etme misyonu”nu sağlamanın farklı bir yönü idi.


AYRINTILAR::www.cezmiyurtsever.com da

MISIR GEZİM

LUKSOR TAPINAĞI

Amenhotep III ve Ramses II tarafından yapılmış olan bu tapınak Waset'in en önemli festivali olan Opet festivalinin merkezinde yer alırdı. Mısır'ın Hristiyanlık zamanlarında kilise olarak kullanılan tapınak daha sonra kalıntılar halinde evlerin altında kaldı. Tapınağın yeniden keşfinden önce bir de üzerine cami yapılınca bugün hem eski tapınağın parçaları, hem bir kilise hem de bir cami barındırması açısından çok ilginç bir yapı halini aldı.

KARNAK TAPINAĞI
    
Karnak kasabası Luksor şehrinin kuzey doğusunda yer alıyor. Şehirden yürüyerek gitmek mümkün, ama özellikle yazın böyle bir eziyete gerek yok, taksi ile de 5-10 pound arası bir ücrete gemilerden Karnak'a gidilebilir. Karnak tapınağı (İpet-isut - en seçilmiş yer) Waset şehrinin tanrısı Amon'a (aslında Amon - Mut - Khonsu üçlüsüne) adanmıştı. 1,5 km'ye 0,8 km'lik alanı ile Karnak tapınağı dünyanın en büyük dinsel kompleksidir.


MEMNON ANITLARI
     Memnon anıtları aslında Amenhotep III'ün cenaze tapınağının girişindeler. Ancak tapınakdan geriye fazla birşey kalmadığı için anıtlar daha önem kazanmışlar. Memnon'la Amenhotep'in ne alakası var derseniz, Yunan mitolojisindeki Agamemnon'un Habeş olduğu ve her sabah annesine şarkılar söylediği söylenir. Bir depremde zarar gören bu heykeller arasından geçen rüzgar melodik sesler çıkarttığı için buraya gelen Yunanlılar bunlara Memnon anıtları demişlerdir. M.S. 3. yüzyılda Romalı Septimus Severus bu anıtların çıkarttıkları sesin devamını sağlamak için bu anıtları onartınca ses çıkartan delikler de kapandığından anıtlar da sessizliğe gömülmüştür.