19 Eylül 2008 Cuma

GAZİ M.KEMAL



1922’nin aralığı. Düşman yurttan kovulmuş, üç buçuk yıl süren cehennem günleri sona ermiştir. Siyasi görüşmeler olumlu yönde gelişmektedir. Savaş sonrası sular durulmaya başlayınca muhalifler çalışmalarına başlamışlardır. Atatürk liderliğinde yeni atılımlara ve ekonomik kurtuluş savaşına hazırlanılmaktadır. Yurdu kurtardıktan birkaç ay sonra Atatürk, Erzurum milletvekili Süleyman Necati (Güneri), Mersin Milletvekili Salahaddin (Köseoğlu- çolak), Canik Milletvekili Emin (Gevecioğlu) Bey’lerin hazırladıkları bir yasa tasarısı ile Mustafa Kemal Atatürk’ün vatandaşlık haklarından mahkûm etmeyi amaçlamışlardır.
Yasanın (seçim kanunu tasarısı) özeti şudur: B.M.M.’ye üye olabilmek için Türkiye’nin o günkü sınırları içerisindeki bir yerde doğmuş veya beş sene bu yerlerden birinde oturmuş olmak gerekmektedir. Okuldan ayrıldığı andan itibaren cephe cephe arşınlayan; vatanın bütünlüğünü, milletin birliğini koruyabilmek için kendi canını hiçe sayarak tüm Osmanlı topraklarını dolaşan Gazi Mustafa Kemal Paşa’da böyle bir şartın aranması, O’nun doğruca saf dışı edilmesinden başka bir maksat gütmemektedir. Ve kendisi de bu maksadı çabucak kavrayarak gerekli cevabı vermiştir. Aşağıda Gazi’nin, bu üç milletvekilinin teklif ettiği Seçim Kanunu’nun değiştirilmesi hakkında kanun teklifinin 2 Aralık 1922’de B.M.M.’de görüşülmesi sırasındaki konuşması yer almaktadır.

“ Maalesef doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. İkincisi, herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl oturmadım. Doğum yerim bugünkü sınırlarımız dışında kalmıştır. Fakat bunun böyle olmasında benim katiyen bir kasıt ve kabahatim yoktur. (meclisten haşa paşa hazretleri sesleri). Bunun sebebi bütün memleketimizi, milletimizi mahv ve perişan etmek isteyen düşmanların, harekâtında muvaffak olmaktan kısmen men edilememiş olmasıdır.”

“Eğer düşmanlar tamamen maksatlarında muvaffak olmuş olsalardı Allah muhafaza etsin, bu yasa tasarısına imza koyan efendilerin dahi memleketleri sınır dışında kalabilirdi. Bundan başka, bu maddenin istediği şartı taşımıyorsam, yani beş yıl sürekli bir seçim bölgesinde oturmamışsam o da bu vatana ifa ettiğim hizmetler yüzündendir.”

“Eğer bu maddenin istediği şartı yerine getirmeye çalışsaydım, İstanbul’u kazandırmaktan ibaret olan Arıburnu ve Anafartalar’daki müdafaalarımı yapmamaklığım lazım gelirdi. Eğer ben, bir yerde beş sene oturmaya mahkum olsaydım, Bitlis ve muş’u aldıktan sonra Diyarbakır’a doğru genişleyen düşman karşısına çıkamamaklığım, Bitlis ve Muş’u kurtarmaktan ibaret olan bu vatani vazifemi yapmamaklığım lazım gelirdi.”
“Bu efendilerin istediği şartlara sahip olmak isteseydim Suriye’yi tahliye eder, orduların enkazından Halep’e bir ordu teşkil ederek düşmana karşı müdaffa etmemekliğim ve bu gün milli hudut dediğimiz hududu fiilen tesbit etmemekliğim lazım gelirdi”
“Ben zannediyorum ki bu hizmetlerimden dolayı milletimin muhabbetini ve sevgisini kazandım (hay hay sesleri). Belki bütün İslam dünyasının muhabbet ve tevecühünü kazandım. Onun için, bu teveccühlere karşılık vatandaşlık hukukundan düşürüleceğimi hatıra getirmezdim. Tahmin ediyorum ki yabancı düşmanlar bana suikast etmek suretiyle memleketimdeki hizmetlerimden beni koparmaya çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır ve hayalime getiremezdim ki bu yüksek Meclis’te ve lev iki üç kişi olsun, aynı zihniyette kişler bulunabilsin...
Evet, eğer bu tasarı yasalaşsaydı, ulusal önderimiz ve kurtarıcımızın elindeki tüm vasıflar alınacak, kendi kurtardığı yurdun belkide sınırları dışına atılacaktı. Ve bu cümlelere daha onlarcasını eklemek olanaklıdır. Hatta günümüzle bağdaştırıp, benzer durumlardan çıkarımlar dahi yapabiliriz. Ancak bunları yazmanın bu milletin kıvrak zekâsına hakaret olduğunu düşünüyorum. Çünkü daha başlığı okuduktan sonra, gereken çıkarımların yapıldığından eminim.

Saygılarımla...




KAYNAKÇA:



BORAK.S., Mustafa Kemal Atatürk’ün Vatandaşlıktan Çıkarılması, Kırmızı Beyaz, eylül, 2004

Prof. Dr. KOCATÜRK. U., Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkezi, 1999

TEMSİL EDİLEN ULUS


Siyasi protokol kurallarından o kadar da çok anlamam. Bunu baştan belirtmek isterim. Ancak bu benim, bu konu ile ilgili bir şeyler söyleyemeyeceğim anlamına gelmez. Bu yurdun ortak karar her çocuğu kadar söz söyleme hakkım vardır.



Batıya karşı tarihsel bir aşağılık kompleksimizin olduğu ortadadır. Bunu anlamak için sosyoloji ya da benzeri alanlarda uzmanlık yapmaya gerek yok. Ancak tabiî ki de bunun daha derin olarak irdelenmesi uzmanlık gerektirilir.



Siyasi liderlerimizin uluslararası alandaki durumlarının, pek gururumuzu okşayacak türden olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. “Boynu Bükük Adam” portrelerini AB parlamentolarına giden siyasetçilerimiz bize çokça gösterdi. Papa’nın heykelinin önünde verilen şık “imza” pozları haftalarca sinirlerimi bozmaya yetmişti doğrusu. Avrupa gazetelerini biraz takip eden varsa orada çizilen karikatürlerin gerçeği ne kadar güzel tarif ettiğini görüyorlardır. Bu listeyi sayfalarca doldurabiliriz. Ancak ben size bu durum böyle olmaması gerektiğine dair uzun uzadıya, sıkıcı nutuklar çekmek istemiyorum. Bunun böyle olmaması gerektiğini, İnönü’ün İtalya’ya giderken Mustafa Kemal Atatürk’ün ona verdiği öğütte rahatlıkla görebiliriz.



ATATÜRK'ÜN İNÖNÜ'YE VERDİĞİ ÖĞÜT (Falih Rıfkı Atay’dan..)



“İnönü İtalya'ya resmi bir ziyaret yapacağı zaman Atatürk "Sen Türkiye'nin Başbakanısın. Mussolini de resmen İtalya'nın Başbakanıdır. Arada hiçbir ayrım tanımayacaksınız." demişti. Yoldaydık. İlk verilen izlencede (programda) Mussolini istasyona gelmiyordu. İnönü Roma'da yerleşince karşılıklı ziyaretler yapılacaktı. Türk Kurulu izlence değişmezse yarı yoldan ülkeye dönüleceğini İtalyan protokolcülerine bildirdi. Trende bir telaştır gitti. Roma'ya vardığımızda İtalya Başbakanı Mussolini, sırtında jaketayı, başında silindir şapkasıyla Türkiye Başbakanını bekliyordu.”



Bunun böyle olması gerektiğini unutanlar, karikatürlere alay malzemesi olmakla kalmazlar; kendi milleti önünde de rezil olurlar. Çünkü gittiği yerlerde taşıdığı vasfı gereğince üstlenemeyenler, ya o vasfın kişisi değildirler – ki bu bir ölçüye kadar mazeret olabilir- ya da temsil ettiği ulusun, gereği gibi saygı görmesine inançları yoktur. İşte ben bu seçeneği hiçbir zaman aklıma getirmek istemem.

Saygılarımla..

OKU!

İNSANLIĞIN GEÇİRDİĞİ BÜYÜK DÖNÜŞÜMLERİN VE DEĞERLERİN ARKASINDAKİ KAVRAMLAR KİTAP VE OKUMAKTIR.NE GÖRESELLİĞİN GÜCÜ NEDE İLETİŞİMİN DURMAK BİLMEYEN TEKNOLOJİK GELİŞİMLERİ,BU İKİ KAVRAMIN İNSANLARA ÖZGÜ HAZ DUYGUSU NEDENİYLE HİÇBİR ZAMAN ÖNEMİNİ YİTİRMEYECEK,ÖZELLİĞİ VE ÖNEMİ SÜRÜP GİDECEKTİR.
BÜTÜN BU GERÇEKLERİN YANINDA KARŞIMIZDA FAZLA DEĞİŞTİĞİNİ SÖYLEYEMEYECEĞİMİZ DİĞER BİR GERÇEK VAR. O DA AZ OKUYAN BİR TOPLUM OLUŞUMUZ.BU SORUNUN ALTINDA YATAN NEDENLERİ ARAŞTIRMAK,ÇÖZÜM YOLLARI ARAMAK,ETKİNLİKLER YAPMAK,OKUMA KONUSUNU GÜNDEMDE TUTMA ÇABASI İÇİNDEYİZ.
DEĞERLİ ÖĞRETMENLERİMİZİN,KIYMETLİ İŞ ADAMLARIMIZIN VE SEVGİLİ ARKADAŞALRIMIZIN DESTEKLERİ İLE ADANA NIN HER KÖŞESİNDEN GELEN İSTEMİN YOĞUNLAŞMASI NEDENİYLE KİTAP TOPLAMA HIZINI ARTTIRDIK.
OKUMAK İNSANIN İNSANCA DUYGULARININ KENDİSİYLE YAZLNIZ KALABİLDİĞİ TAD ALABİLME VE HAZ DUYMA ANILARININ YAŞANDIĞI TEK ALANDIR.İNSANLAR YAŞANAN BU ANILARIN SONUCUNDA DÜNYAMIZI SÜSLEYEN FİKİRLERİ ORTAYA KOYUYOR,YETENEKLİ KİŞİLER ORTAYA ÇIKIYOR,HEPİMİİZİN,ÜLKEMİZİN GİDEREK DÜNYANIN MALI OLUYOR.
ÇOĞULCU,KATILIMCI,DEMOKRATİK YAPILI,ÇAĞINI YAKALAMIŞ,ONA İÇERDEN BAKAN KUŞAKLAR OLARAK YETİŞMEMİZİN GERÇEĞİ **OKUMAK***DİYORUM VE BUNA İÇTENLİKLE İNANIYORUM



FİGEN FIRTINA

DAHA ÇOK GENÇSİN

Başlattığımız kampanyaya destek alMak için 6 gün önce bir dernek toplantısına katılmıştık 3 arkadaş.Karşımdaki saçları beyazlaşmış adam,aramızda ağabey dediğimiz saygın bir kişiydi.Konuşmamı çok beğenmişti.
-Seni kutlarım.Çok güzel konuştun,çok doğru şeyler söyledin bana gençliğimi hatırlattın,keşke söylediğin şeyler olabilse ama daha çok gençsin.Çok yorulacaksın.Çok kırılacaksın.Söylediğin şeylerin bir türlü olmadığını göreceksin,üzüleceksin.Genede kutlarım konuşman çok güzeldi dedi.
Doğrusu bu kutlamaya hiç sevinmemiştim,diğer arkadaşlarımın yaptığı gibi sessiz kalamazdım;Çünkü orada bulunmamızın bir amacı vardı.Sayın ağabeyimin yorumu cesaret kırıcıydı.O konuşmadan aklımda kalan sözcükler " DAHA ÇOK GENÇSİN"oldu.daha çok gençsin daha çok gençsin anlaşaılan bu sözleri daha çok duyacaktık.
Bu sözlerde övgüden çok yergi vardı,hafife alma vardı,küçümseme vardı.
"daha çok gençsin.Deneyimsizsin.Gerçekleri bilmiyorsun.Önündeki engellerden haberin yok.Zamanı gelince hanyayı konyayı anlayacaksın.Yazık olacak,başını sert taşlara vuracaksın,iyi niyetlisin belli ama daha hiç birşeyi bilmiyorsun.Daha çok gençsin.
Kısaca teşekkür edip geçebilirdim ama olmadı işte.İçimdeki isyan kımılda dı.
--BİZ daha çok genç olarak istediklerimizi yapmaya çalışacağız.Yapaağız da.BİZ daha çok genç olarak başarımızı göreceğiz.Belli olmaz sizde görebilirsiniz.dedim ve müsade istedik.

Ağabey alındığımı sandı.Yanıtımıda çok saygılı bulmamıştı.
---Umarım demeyle yetindi.
sevgili ağabeyim ummak değil çocukların okuması için kitap gerekiyor,kitaplaı elde etmek içinde çalışmak gerekiyor.
Abi basit duyguların adamı değidi.Titizlenip bana haddimi bildirmeye kalkmadı.aksine yumuşak bir sesle.
Doğru dedi yapmak gerekiyor.Biz yapamadık sizin yapmanızı çok isterim.Cesaretin hoşuma gitti.Devam.Başarılar.
Cesaret mi farkında bile değildim.düşündüklerimi (düşündüklerimi değil düşündüklerimizi orada grup halinde idik ve ben sadece arkadaşlarımın sözcüsüydüm)söylemiştim.
Düşündüklerimizi söylemenin cesaret ile ne ilgisi vardı?düşündüğümüüz söylemek en doğal hakkımızdı.biz bunun için orada bulunmuştuk.
O toplantıda gençlerin eğitimi hakkında bir çok konu ele alınmıştı.Bizde düşüncelerimizi ortaya koyduk .
Doğru şeyler söyledik,doğru şeyleri savunduk.Biz sadece OKUMAYAN ÖĞRENCİMİZİN KALMAMASINI İSTİYORDUK.BİZ DAHA ÇOK GENÇTİK.
Bu durum neden se o toplantı da alışılmadık bir durum gibiydi.Meslek kuruluşlarında görev almak için yaşlanmış durmuş oturmuş olmak önemli bir özellikti.Kuruluş başkanlarının hep yaşlılar olduğu gibi.Onlar çok şey bilir,büyüklerle iyi ilşkiler kurabilir,kuruluşu önemine uygun biçimde temsil eder,üyelerin haklarını koruya bilirdi.
BİZ BU ANLAYAIŞA KARŞIYIZ.
BİZ MAĞDEM Kİ; DAHA ÇOK GENCİZ BU ÖN YARGIYA KARŞI ÇIKTIK,MÜCADELE ETTİK VE AMACIMIZA ULAŞTIK
Bu mücadele bana gençlikten yana olmayı öğretti.21 yaşında bir genç olarak Gençliğin gelecek değil bugun olduğuna inandım.

Hepsinden önemlisi yazımın başından beri söz konusu olan Değerli Hocam,Büyüğüm SİNAN ağabeyimden dün telefonla bana ulaşıp "gençlere haksızlık etmenin ne büyük kayıplara yol açtığını görüyorum"sözlerini duymak oldu.

VE DEĞERLİ SİNAN HOCAM ELLİ FİDAN SULAMANIN MUTLUĞUNU YAŞADI VE YAŞATTI.


SN.Sinan hocamıza çalışmalarımıza katkılarından dolayı teşekkür ederiz

18 Eylül 2008 Perşembe

ADANA İLİ KARAİSALI İLÇESİ ŞEHİTLERİMİZ

ADI BABA ADI LAKAP DOĞUM YILI İLİ İLÇESİ ÖLÜM YILI

ABDULCABBAR ALİ YENİ MUSTAFA OĞULLARI 13022
ADANA KARAİSALI MERKEZ DURAK 29.02.1915
2
ABDULLAH DURMUŞ ALİ 1308
ADANA KARAİSALI 17.09.1915
3
ABDURRAHMAN MUSTAFA 1306
ADANA KARAİSALI MERKEZ DEMİRÇİT 11.05.1915
4
AHMET MUSTAFA 1307
ADANA KARAİSALI 25.05.1915
5
AHMET OSMAN KARABEY OĞULLARI 1302
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KIRIKLI 08.05.1915
6
AHMET MEHMET 1308
ADANA KARAİSALI 23.04.1915
7
AHMET MEHMET TOPAK OĞULLARI 1300
ADANA KARAİSALI MERKEZ GÜVENÇ 30.11.1915
8
AHMET MEHMET ÇÜRÜKOĞULLARINDAN 1305
ADANA KARAİSALI MERKEZ HACILI 25.05.1915
9
AHMET HACI ALİ AK AHMET OĞULLARI 1294
ADANA KARAİSALI 05.06.1914
10
AHMET ALİ HIZIR OĞULLARI 1294
ADANA KARAİSALI MERKEZ KARAKILIÇ 19.02.1915
12
AHMET TEVFİK İSMAİL SOFU OĞULLARI 1296
ADANA KARAİSALI MERKEZ ÇAKALLI 06.06.1915
13
ALİ HASAN ÇELİKOĞULLARINDAN 1297
ADANA KARAİSALI MERKEZ BEYDEMİR 08.04.1912
14
ALİ MEHMET HASAN KARA OSMAN OĞULLARI 1289
ADANA KARAİSALI 13.04.1915
15
ALİ ÖMER 1306
ADANA KARAİSALI ÇATALAN ÖMERLİ 06.03.1915
16
ALİ ÖMER KÖSE MEHMET OĞULLARI 1303
ADANA KARAİSALI MERKEZ KUZGUN 16.02.1915
17
ALİ OSMAN
ADANA KARAİSALI 06.03.1915
18
ALİ OSMAN 1309
ADANA KARAİSALI 06.11.1915
20
ALİ MEHMET SOFU OĞULLARI 1301
ADANA KARAİSALI MERKEZ GÜVENÇ 20.03.1915
21
ALİ MAHMUT MOLLAOĞULLARINDAN 1292
ADANA KARAİSALI MERKEZ BARAKDAĞI 18.09.1915
22
ALİ HÜSEYİN 1291
ADANA KARAİSALI MERKEZ KOCAVELİLER 20.07.1915
23
ALİ HACI İSA 1307
ADANA KARAİSALI 24.05.1915
24
ALİ HACI CABİ OĞULLARI 1306
ADANA KARAİSALI
27
ARİF ALİ HİMMET OĞULLARI 1293
ADANA KARAİSALI 25.05.1915
28
ARİF ALİ 1298
ADANA KARAİSALI 02.05.1915
29
BAİD HALİL 1294
ADANA KARAİSALI 28.05.1915
30
BEKİR OSMAN 1302
ADANA KARAİSALI 17.09.1915
31
BEKİR ALİ ÇAKIL OĞULLARI 1311
ADANA KARAİSALI MERKEZ KUZGUN 24.05.1915
32
BEKİR ALİ 1305
ADANA KARAİSALI 31.03.1915
33
CAFER MUSA DURMUŞ OĞULLARINDAN 1303
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KIRIKLI 25.04.1915
34
CUMA ALİ MÜMİN BAŞIBÜYÜK OĞULLARI 1301
ADANA KARAİSALI MERKEZ KAŞOBA 10.07.1915
35
DEDE HÜSEYİN İPEKÇİ 1294
ADANA KARAİSALI MERKEZ KUZGUN 11.08.1915
36
DURMUŞ HÜSEYİN 1299
ADANA KARAİSALI 02.09.1915
37
DURMUŞ MUSTAFA GİLDİR OĞULLARI 1301
ADANA KARAİSALI 15.03.1915
38
EMİN HACI ÖMER 1305
ADANA KARAİSALI 06.03.1915
39
HALİL ABDULLAH 1300
ADANA KARAİSALI ÇATALAN DÖRTLER 01.10.1915
40
HALİL CABBAR KETHÜDA 1306
ADANA KARAİSALI 05.03.1915
41
HALİL ABDULLAH 1300
ADANA KARAİSALI 01.06.1915
42
HALİL İBRAHİM 1298
ADANA KARAİSALI 23.05.1915
43
HALİL ALİ SÜLEYMAN 1307
ADANA KARAİSALI 05.03.1915
44
HASAN SÜLEYMAN HATİPKARA OĞULLARINDAN 1296
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KIRIKLI 06.05.1915
46
HASAN MEHMET KEL ALİOĞULLARINDAN 1302
ADANA KARAİSALI MERKEZ HACILI 26.05.1915
47
HASAN MEHMET SARI MAHMUT UŞAKLARI 1306
ADANA KARAİSALI 29.03.1915
48
HASAN MEHMET
ADANA KARAİSALI 30.05.1915
49
HASAN HÜSEYİN HASAN SARI MAHMUT OĞULLARI 1304
ADANA KARAİSALI 17.09.1915
50
HIZIR HALİL ADIGÜZEL OĞULLARI 1300
ADANA KARAİSALI ÇATALAN DÖRTLER 25.05.1915
51
HÜSEYİN İSMAİL 1306
ADANA KARAİSALI MERKEZ BOLACALI 06.03.1915
52
HÜSEYİN MUSTAFA 1309
ADANA KARAİSALI 12.07.1915
53
HÜSEYİN MUSTAFA SOFU OĞULLARI 1303
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KIRIKLI 12.04.1915
54
HÜSEYİN MEHMET SARI MAHMUT OĞULLARI 1306
ADANA KARAİSALI 29.03.1915
55
HÜSEYİN İSMAİL HALİL OĞULLARI 1292
ADANA KARAİSALI MERKEZ KIRALAN 28.02.1915
56
HÜSEYİN İSMAİL ÇELİK OĞULLARI 1292
ADANA KARAİSALI 06.03.1915
57
HÜSEYİN HASAN
ADANA KARAİSALI 17.09.1915
58
HÜSEYİN HACI DURAN AĞA OĞULLARI 1306
ADANA KARAİSALI 05.09.1915
59
HÜSEYİN ALİ GAZİ OĞULLARI 1306
ADANA KARAİSALI MERKEZ KAŞOBA 10.04.1915
60
HÜSEYİN MUSA KARAOĞLAN OĞULLARI 1299
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KUŞCUSOFULU
61
HÜSEYİN İPEKÇİ İSMAİL 1292
ADANA KARAİSALI 27.03.1915
62
İBRAHİM HASAN 1308
ADANA KARAİSALI 06.03.1915
63
İBRAHİM MUSTAFA SOĞANCIOĞULLARINDAN 1294
ADANA KARAİSALI MERKEZ KÜÇÜKÇINAR 25.06.1915
64
İLYAS MUSTAFA 1290
ADANA KARAİSALI 18.02.1915
65
İLYAS MUSTAFA HACI İSA OĞULLARI 1297
ADANA KARAİSALI MERKEZ KAŞOBA 02.02.1915
66
İSMAİL MEHMET 1292
ADANA KARAİSALI 07.03.1915
67
İSMAİL KOCA SALİH 1292
ADANA KARAİSALI 29.05.1915
68
KASIM ABDULLAH ZERK OĞULLARI 1293
ADANA KARAİSALI 19.02.1915
69
MAHMUT MUSTAFA
ADANA KARAİSALI 20.02.1915
70
MEHMET MEHMET KADI 1300
ADANA KARAİSALI 06.06.1915
71
MEHMET ÖMER KÖSE MEHMET OĞULLARI 1297
ADANA KARAİSALI MERKEZ KUZGUN 14.07.1915
72
MEHMET ÖKSÜZ VELİ 1309
ADANA KARAİSALI 12.05.1915
73
MEHMET OSMAN İKİZ OĞULLARI 1296
ADANA KARAİSALI 19.02.1915
74
MEHMET MEHMET 1293
ADANA KARAİSALI 06.06.1915
75
MEHMET HASAN YÜZDOKSANLI OĞULLARI 1294
ADANA KARAİSALI MERKEZ KAŞOBA 24.06.1915
76
MEHMET HASAN HAYTA OĞULLARI 1303
ADANA KARAİSALI 05.04.1915
77
MEHMET AHMET SARI AHMET OĞULLARI 1306
ADANA KARAİSALI 03.04.1915
78
MEHMET HACI ALİ 1294
ADANA KARAİSALI 15.04.1915
79
MEHMET HABİP 1294
ADANA KARAİSALI MERKEZ KAŞOBA 22.06.1915
80
MEHMET AHMET AYDINCIOĞULLARINDAN 1301
ADANA KARAİSALI MERKEZ KÜÇÜKÇINAR 29.06.1915
81
MEHMET FETTAH 1297
ADANA KARAİSALI MERKEZ ÇUKUR 27.07.1915
82
MEHMET MUSTAFA 1301
ADANA KARAİSALI 30.10.1915
83
MEHMET FETTAH KÖR FETTAH OĞULLARINDAN 1297
ADANA KARAİSALI 28.07.1915
84
MEHMET AHMET 1308
ADANA KARAİSALI 04.06.1915
85
MEHMET HASAN HACI İBRAHİM OĞULLARI 1306
ADANA KARAİSALI 26.05.1915
86
MEHMET ALİ HÜSEYİN İPEK 1289
ADANA KARAİSALI MERKEZ SÖĞÜTLÜ 13.04.1915
87
MEHMET EMİN ÖMER FAKI OĞULLARI 1305
ADANA KARAİSALI 07.03.1917
88
MURTEZA HÜSEYİN 1299
ADANA KARAİSALI 23.05.1915
89
MUSA MEHMET KARAÇAPAN OĞULLARI 1297
ADANA KARAİSALI MERKEZ GÜVENÇ 25.05.1915
90
MUSTAFA İBRAHİM 1297
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KARAYUSUFLU 03.03.1915
91
MUSTAFA MUSTAFA ABAK OĞULLARI 1293
ADANA KARAİSALI MERKEZ KAŞOBA 1915
92
MUSTAFA MEHMET
ADANA KARAİSALI MERKEZ KUZGUN 24.02.1915
93
MUSTAFA KARA MEHMET GİLDİRLİ OĞULLARI 1301
ADANA KARAİSALI 20.10.1915
94
MUSTAFA MEHMET DELİ MUSTAFA OĞULLARI 1305
ADANA KARAİSALI MERKEZ KUZGUN 24.05.1915
95
MUSTAFA MUSTAFA CABBAR OĞULLARI 1293
ADANA KARAİSALI 06.03.1912
96
MUSTAFA İBRAHİM 1297
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KARAYUSUFLU 02.05.1915
97
MUSTAFA İBRAHİM KARASİOĞULLARINDAN 1292
ADANA KARAİSALI ÇATALAN KARAYUSUFLU 03.03.1915
98
MUSTAFA HÜSEYİN 1294
ADANA KARAİSALI 01.05.1915
99
MUSTAFA BEKİR ŞABAN 1292
ADANA KARAİSALI 06.03.1915
100
MUSTAFA BEKİR ŞABAN OĞULLARI 1292
ADANA KARAİSALI 06.03.1915

208 YIL ÖNCEKİ İLK ZİYARET METAZORİ OLMUŞTU



--ABD DEN TÜRKİYE'YE İLK ASKERİ ZİYARET,OSMANLI DEVLETİ'NE GARP OCAKALRININ ZORLAMASIYLA YAPILMIŞTI.

CEZAYİR'DE ASKERİ GÜCÜN TÜRK DENİZCİLERİN OLUŞTURDUĞU,OSMANLI DEVLETİNE BAĞLI GARP OCAKLARI,1800'E DOĞRU AKDENİZ ÜLKELERİ İLE TİCARET YAPAN GENÇAMERİKA BİRLEŞİK DEVLETİ'NİN BAŞINA BELA OLMUŞTU.İSPANYA'NIN CADİZ LİMANINA GİTMEKTE OLAN KAPTAN İSAAC STEVENSEN İDARESİNDEKİ MARİA ADLI AMERİKAN GEMİSİ 1785'İN 25 TEMMUZUNDA GARP OCAKALRINA BAĞLI TÜRK DENİZCİLER TARAFINDAN ZAPTEDİLDİ.BUNDAN 5 GÜN SONRA DA KAPTAN RİCHARD O'BRİEN KOMUTASINDAKİ DOLPİN ADLI GEMİ DE ELE GEÇİRİLDİ.HER İKİ GEMİDE TOPLAM 21 KİŞİ VARDI.CEZAYİR'E GÖTÜRÜLEN ESİR AMERİKALILAR,MESLEKLERİNE VE UĞRAŞLARINA GÖRE ÇALIŞTIRILMAYA BAŞLANDI.

1801'DE ABD BAŞKANI OLACAK O DÖNEMDEKİ PARİS BÜYÜKELÇİSİ THOMAS JEFFERSON'UN GİRİŞİMİYLE,CEZAYİR'EBİR HEYET GÖNDERİLDİ.CEZAYİR DAYISI MEHMET PAŞA ABD'LİLERİN HER ESİR İÇİN 200 DOLARLIK TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ VE KAPTANLAR İÇİN 6 BİN ,HER GEMİCİ İÇİNDE 400 DOLAR FİDYE İSTEDİ.AMERİKA DA BUNU KABUL ETMEDİ

GÖZÜ PEKLER

ESİRLERİN KURTULMASI MESELESİNE AMERİKA KONGRESİ ANCAK 1780'DA GÖRÜŞEBİLDİ.BU GÜNLERDE DIŞ İŞLERİ BAKANI OLAN JEFFERSON TECRÜBELERİNİ RAPORLA KONGREYE SUNDU.JEFFERSON RAPORUNDA TÜRK DENİZCİLERİNİN GÖZÜ PEK VE ATILGAN İNSANLAR OLDUKLARINI VE GEMİLERİNİ DÜŞMAN GEMİLERİNE BİNDİREREK YAKINDAN SAVAŞTIKLARINI DA KAYDETTİ.KONGRE,MESELENİN ÇÖZÜMÜNDE BAŞKAN GEORE WASHİNGTON'A TAM YETKİ VERDİ.NİHAYET 20 ŞUBAT 1792'DE SENETODAN YILDA YÜZ BİN DOLARI GEÇMEMEK ÜZERE CEZAYİR,TUNUS,TRABLUSGARP İLE BARIŞ YAPILMASI ESİRLER İÇİNDE AZAMİ 40 BİN DOLAR VERİLMESİ HUSUSUNDA BAŞKANIN MESELEYİ HALLETMESİNE DAİR BİR KARAR ÇIKTI.GARP OCAĞI ABD ' NİN TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ VE TÜRK DENİZCİLERİ 5 EKİM 1793 'TE CEBELİTARIK BOGAZI'NIGEÇEREK ATLAS OKYANUSU'NA AÇILDI VE ALARM DURUMUNDA OLMALARINA KARŞIN 11 AMERİKAN TİCARET GEMİSİNİ ELE GEÇİRMEYİ BAŞARDI.BU GEMİLERDE 105 DENİZCİ VARDI.ÜLKE TİCARETİNİ DURMA NOKTASINA GETİREN BU OLAY BÜYÜK YANKI BULDU.


ALTI GEMİLİK FİLO

ABD KONGRESİ TİCARET GEMİLERİNİ KORUMAK İÇİN 27 MART 1794'TE 6 GEMİLİK BİR FİLO OLUŞTURMASI İÇİN BAŞKANA YETKİ VERDİ BİR YIL SONRA GEMİLER HAZIRLANDI ANCAK GENÇ AMERİKAN FİLOSUNUN KENDİNE GÜVENİ OLMASA GEREK CEZAYİRLE ANTLAŞMA YAPILDI.BU ANTLAŞMAYA GÖRE ABD BARIŞ VE GEREK TUTSAKLARIN FİDYESİ OLMAK ÜZERE İKİ MİLYON 274 BİN MEKSİKA DOLARI ÖDEMEYİ KABUL ETTİ.BUNUN DIŞINDA HER YIL BU OCAĞA 12 BİN CEZAYİR ALTINI VERMEYİ DE KABUL ETTİ.BU ANTLAŞMANIN ORJİNAL METNİ TÜRKÇE DİR. ANTLAŞMA 1812 YE DEK YÜRÜRLÜKTE KALDI.

14 Eylül 2008 Pazar

ÇUKUROVA’NIN FRANSIZLARA SATILMASI BELGELERİ BULUNDU



2008 yılı Haziran ayı içinde Osmanlı Arşivinde Çukurova Tarihi ile ilgili araştırmalarda bulunmak üzere İstanbul’a gittim. Osmanlı Arşivin’de yeni yapılanma ve tasnif çalışmaları sonucu 50 milyon civarında tarihi belge araştırmacıların hizmetine sunulmuş olduğunu görmekten mutluluk duydum. Adana hakkında 1500-1922 yılları arası dönemi kapsayan 13.000 belge de doğrudan araştırma yapmak isteyenlere bilgisayar ortamında tanıtımı yapılıyor ve belge asılları da gösteriliyor kopya almaları sağlanıyordu.
Osmanlı Arşivindeki “İrade Dahiliye,D-66,G-27” numaralı dosyada 1912 yılı içinde Çukurova’nın alınan borç para karşılığı Fransız şirketlere satılmazsı ile ilgili ayrıntılı bir dosyaya ulaştım. Bahsi geçen dosya içinde çok sayıda Osmanlı Türkçesi ve Fransızca karşılıklı protestolar, telgraflar, Adana valilik müfettiş raporları, hükümetin gizi toplantılarında alınan kara belgeleri vardı. Şaşırtıcı olan ise Çukurova’nın merkezi yerindeki Osmanlı’nın en büyük çiftliği olan sınırları Anavarza kalesinden başlayıp Kozan-İmamoğlu yolu, Misis, daha güneyde Ceyhan nehrini izleyerek Yüreğir ovasının da verimli topraklarını içine alarak Akdeniz’e ulaşan alanda yaklaşık 1 milyon 100.000 dönümlük tarım arazisinin 75 yıl süreyle işletme haklarının Fransız Kont Leon dö Lesseps ile Baron Vendeuvre ortaklığına 5 milyon altın Frank karşılığı satıldığı bilgilerine ulaştım.
ADANALILAR İSYAN ETTİ
Adı geçen Fransızlar adına kurulan komisyon üyeleri Anavarza yakınlarındaki Mercimek köyünü merkez kabul ederek köylülerin mera , baltalık orman, buğday ekilen tarlaları terk etmeleri isteğinde bulunmaları , sınırların tespit edileceği ve haritanın hazırlanacağı uyarısında bulunmaları üzerine bölgedeki 9 köy adına “Durmuş” adındaki köylü Osmanlı İçişleri Bakanı Talat paşa’yı hedef alarak “Şenletmek istediğimiz Türkün altın direği olan Çukurova’yı bizim saymayarak Fransız şirkete verilmiştir. Allahın yurdundan ne kusurla çıkarılmak istendiğimizi anlayamıyoruz. Milletin kararına değin yurdumuzun gerçekten gözetilmesini istirham eyleriz” sözleri yazılı sert bir telgrafı göndermesi ve arkasından Cemil adındaki köylünün Fransız mühendisleri Ceyhan nehrine sokacağım tehdidinde bulunması üzerine Osmanlı ile Fransa arasında yoğun bir diplomatik çatışma yaşandığı bilgilerine ulaştım. Adana’nın önde gelen Ramazanoğlu vakfı yöneticileri ,çiftçibaşılar, tüccarlar ve ulemanın 13 Mart 1913 tarihi ile adana valisine sunduğu üzerine pul yapıştırılmış mühür ve imza onaylı dilekçede yazılan “ Çukurova çiftliğinin bir Fransız şirkete verilmesi bütün vilayet halkını üzmüştür. Elimizdeki sabanlarla işlediğimiz toprakların yabancılara verilmesi 600 yıllık hakimiyetimizi sonda erdirir ve bizi hayatsız bir köle yapar” sözler ise Osmanlı’nın çöküş gerçeğini yürek parçalayan bir dille anlatması bakımından önemli bir tarihi belge olarak gördüm. Çukurova köylüleri ve önde gelen Türkmen ve Yörük beylerinin Çukurova’nın Fransızlara satılmasına karşı sert tutumları ve protesto etmeleri sonucu çiftlik sınırlarını belirleyen komisyon çalışmaları donduruldu. Fransız şirketinin vekil avukatları olayı Osmanlı ile Fransa arasında siyasi çatışma ortamına sürüklendi. Yaşanan olaylarla ilgili ayrıntılı bilgiler bahsi geçen Osmanlı Arşiv dosyasında bulunuyor.Bulunun belgeler ışığında Çukurova tarihinin yeniden yazılması geriyor. Fransa’nın Çukurova’yı işgal sebebi ile ile ilgili önemli bir kaynak olan düşündürücü belgelerin asılları ile birlikte çözümlenmiş halini “ www.cezmiyurtsever.com” internet sitesinde yayınlayarak kamuoyunun bilgisine sunuyorum.
“Mercimek-Arnavarza Çiftlikatı Hümayunu” adıyla Ermenilerin ve işbirlikçi batılı ülkelerin Çukurova’dan geniş toprak satın alarak siyasi amaçlar peşinde koşmalarını önlemek için zamanın Padişahı II. Abdülhamit tarafından kurulmuştu. Abdülhamit’in 1909 yılında yönetimden uzaklaştırılmasından kısa süre sonra İttihat ve Terakki tesirinde kalan Osmanlı Hükümeti tarafından Çukurova çiftliğinin Fransızlara satılmış olması da düşündürücü bir tarihi olaydır.

TÜRKİYE'NİN 88 YILLIK KOMÜNİST TARİHİ

EMEKLİ HEMŞİRE NECLA OMAY'IN SERVETİNİ TKP YE BIRAKMASI TARTIŞMALARA NEDEN OLDU

OYSA TKP TÜRKİYE'NİN EN ESKİ PARTİSİ

88 YIL ÖNCE KURULDU.

BU PARTİNİN TARİHİ TÜRKİYE'NİN BİLİNMEYENLERİ İLE DOLU

Türkiye'nin en eski partisi hangisi sorusuna eminim büyük çogunuluğunuz CHP diyeceksiniz.Ama HAYIR...En eski parti Türkiye Komünist Partisi...99 yıl önce bu hafta kuruldu.Cumhuriyet'ten daha eski...Nasıl kuruldu?Kurucuları kimlerdir?Bugune kadar nasıl geldi?Aslında TKP 'NİN tarihi Türkiye'nin bilinmezleri ile dolı
Bunun nedeni belkide hiçbir zaman iktidar olmaması ile ilgili....Ama bu partinin öyküsü aynı zamanda Türkiye'nin komünizm serüveni...

Tarih:10 Eylül 1920....
YER:BAKÜ
konferans salonu hınç dolu.Hepside Türkiye'den gelenler...Üstelik hepside Komünist.Kürsüde 30 lu yaşlarda ki bir genç,"yoldaşlar"diye söze başlıyor:"Düşmana karşı zafer kazanmak için komünist hareketin saflarının birliği şarttır.ilk yapılması gereken emperyalistleri ve işgalci güçleri yurttan kovmaktır.


ESKİ İTTİHATÇI

Kurtuluş savaşı nın önemini vurgulayan bu genç.Balkan Savaşları'na karşı muhalif yazılar yazdığı için Sinop a sürgüne gönderilen oradan da firar ederek Rusya ya geçen MUSTAFA SUPHİ dir.
Toplantı ise Türkiye Komünistlerin ilk ciddi politik adımıdır.75 kişi vardır.Bunların 51 i İstanbul , Ankara,İnebolu,Zonguldak;Samsun,Rize,Trabzon,Konya,Erzurum,Eskişehir,Adana ve İzmir den gelen delegelerdir.Geri kalanlar ise yurtdışında yaşayan Türk sosyalistleri...
Kongreye Bolşevik Devrimi nin lideri LENİN DE telgraf yollar.Türkiye de ki ve dünya daki politik gelişmeler değerlendirlir,sonrasında da işçi köylü ve kadınların sorunlarına yönelik çözüm önerileri getirirler.En önemli karar ise TKP nin kurulması olur Partinin ilk genel başkanıda Mustafa Suphi seçilir.

MUSTAFA SUPHİ KİMDİR?

Mustafa Suphi (1883-1921), Türkiye Komünist Partisi’nin ilk merkez komitesi başkanıdır.

Suphi 1883 yılında o zamanın Trabzon vilayetine bağlı olan Giresun kazasında doğdu. İlk öğrenimini Kudüs ve Şam’da, idadi(lise) öğrenimini Erzurum’da yaptı. 1905 yılında İstanbul Hukuk Mektebi’nden mezun olduktan sonra Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’nu bitirdi.

Fransa’da bulunduğu dönem, Mustafa Suphi’nin Jean Jaures, Celestin Bougle gibi isimler başta olmak üzere burjuva sosyolog olarak nitelendirilebilecek düşünürlerin etkisinde kaldığı yıllardır. Bu yıllarda Suphi’nin İttihatçılar’la yakın ilişki içerisinde olduğu biliniyor. O dönemki hükümetin gazetesi olan Tanin gazetesinin muhabirliğini yapar.

Paris’ten İstanbul’a dönüşü 1908 yılına, İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği günlere rastlar. Tanin, Servet-i Fünun ve Hak gazetelerine yazılar yazar; Ticaret Mekteb-i Alisi’nde, Darülmuallimin-i Aliye ve Mekteb-i Sultani'de hukuk ve iktisat dersleri verir.

İttihat ve Terakki Fırkası’nın 1911 yılındaki genel kongresine Anadolu delegesi olarak katılır. İttihatçılıktan kopuşu bu kongreden sonra başlar ve 1912 Ağustosu’nda partiden tamamen ayrılır ve Fırkaya muhalefet etmeye başlar. Suphi, muhaliflere karşı 1913 yılının sonlarında başlayan sürgün furyasından nasibini alır ve Sinop’a sürülür.

1914 yılının başlarında kendisini komünist düşünceyle tanıştıracak olan süreç, bir grup arkadaşı ile birlikte bir tekne ile Rusya’ya kaçmalarıyla başlar. Önce siyasi mülteci olan Mustafa Suphi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Osmanlı tebasından olduğu için sürgüne gönderildi. Sürgün yıllarında Türk kökenli çeşitli devrimcilerle ve Bolşevikler’le tanıştı. Doğu cephesinde esir düşerek Rusya içlerine sürgüne gönderilen Anadolulu askerler arasında çalışma yürüttü. Suphi’nin Bolşevik düşüncelerle tanışıp devrimci bir çalışma yürütmeye başlaması 1914-15 yıllarına denk düşer.

Ekim Devrimi’nden sonra Moskova’ya gider. Halk Komiseri Josef Stalin'in yardımcılarından Mir Seyyit Sultan Galiyev'in sekreterliğini üstlenir. Bu dönemde daha çok Kırım ve Odessa’daki, Rusya kökenli ya da savaş esiri Türkler arasında çalışma yürütür. Kızılordu içinde örgütlenen Türk savaş esirlerinden bir birlik ile Rus İç Savaşına katılır.

Gerçek anlamda Anadolu’ya yönelik çalışmaya başlaması Mayıs 1920’de Bakü’ye gelmesi ile olmuştur. Bu dönemin zirvesi 10 Eylül 1920’de üç farklı grubun bir araya gelerek Türkiye Komünist Partisi’ni kurmasıdır.

Mustafa Suphi aynı dönemde hem Komintern’in ikinci kongresinde iki Türk delegeden biri olmuş, hem de Bakü Doğu Halkları Kurultayı’nın başkanlık divanında yer almıştır. Sovyet hükümeti tarafından güvenilen ve Anadolu’daki komünist hareketin gelecekteki lideri olarak görülen Suphi, partinin aldığı karar doğrultusunda Anadolu’ya geçme ve Türkiye'yi komünistleştirme kararını alır. Bu kapsamda işgale karşı Anadolu'da savaşmak üzere Sovyetler Birliği'nde bulunan Türk askerlerden bir Bolşevik Tabur oluşturulur ve Anadolu'daki Kuvayı Milliye hareketi komutanlığının emrine verilir. Ancak bu birliğin beraber savaşması mümkün olmayacak ve askerler değişik birliklere dağıtılacaktır. 1921 yılının Ocak ayında BMM'nin çağrılısı olarak Ankara’ya doğru yola çıkan Suphi ve arkadaşları, Kars ve Erzurum’da özellikle yine BMM ve Ordu Komutanlığı tarafından organize edilen linç girişimlerine uğrar. 1921 yılının 28 Ocağı'nı 29'a bağlayan gecesi 15 yoldaşı ile birlikte Trabzon'dan Sovyetler'e geri gönderilmek için bindirildikleri teknede Kayıkçılar Kahyası Yahya Reis'in adamları tarafından öldürülürler.[1] Öldürme emrinin kim tarafından verildiği hala çeşitli tartışmalara konu olmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir, Enver Paşa gibi çeşitli isimler öne sürülmüşse de emrin kimin tarafindan verildiği hala tartışılmaktadır.Nazım Hikmet'in konuya dair bir şiiri de bulunmaktadır.