19 Eylül 2008 Cuma

TEMSİL EDİLEN ULUS


Siyasi protokol kurallarından o kadar da çok anlamam. Bunu baştan belirtmek isterim. Ancak bu benim, bu konu ile ilgili bir şeyler söyleyemeyeceğim anlamına gelmez. Bu yurdun ortak karar her çocuğu kadar söz söyleme hakkım vardır.



Batıya karşı tarihsel bir aşağılık kompleksimizin olduğu ortadadır. Bunu anlamak için sosyoloji ya da benzeri alanlarda uzmanlık yapmaya gerek yok. Ancak tabiî ki de bunun daha derin olarak irdelenmesi uzmanlık gerektirilir.



Siyasi liderlerimizin uluslararası alandaki durumlarının, pek gururumuzu okşayacak türden olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. “Boynu Bükük Adam” portrelerini AB parlamentolarına giden siyasetçilerimiz bize çokça gösterdi. Papa’nın heykelinin önünde verilen şık “imza” pozları haftalarca sinirlerimi bozmaya yetmişti doğrusu. Avrupa gazetelerini biraz takip eden varsa orada çizilen karikatürlerin gerçeği ne kadar güzel tarif ettiğini görüyorlardır. Bu listeyi sayfalarca doldurabiliriz. Ancak ben size bu durum böyle olmaması gerektiğine dair uzun uzadıya, sıkıcı nutuklar çekmek istemiyorum. Bunun böyle olmaması gerektiğini, İnönü’ün İtalya’ya giderken Mustafa Kemal Atatürk’ün ona verdiği öğütte rahatlıkla görebiliriz.



ATATÜRK'ÜN İNÖNÜ'YE VERDİĞİ ÖĞÜT (Falih Rıfkı Atay’dan..)



“İnönü İtalya'ya resmi bir ziyaret yapacağı zaman Atatürk "Sen Türkiye'nin Başbakanısın. Mussolini de resmen İtalya'nın Başbakanıdır. Arada hiçbir ayrım tanımayacaksınız." demişti. Yoldaydık. İlk verilen izlencede (programda) Mussolini istasyona gelmiyordu. İnönü Roma'da yerleşince karşılıklı ziyaretler yapılacaktı. Türk Kurulu izlence değişmezse yarı yoldan ülkeye dönüleceğini İtalyan protokolcülerine bildirdi. Trende bir telaştır gitti. Roma'ya vardığımızda İtalya Başbakanı Mussolini, sırtında jaketayı, başında silindir şapkasıyla Türkiye Başbakanını bekliyordu.”



Bunun böyle olması gerektiğini unutanlar, karikatürlere alay malzemesi olmakla kalmazlar; kendi milleti önünde de rezil olurlar. Çünkü gittiği yerlerde taşıdığı vasfı gereğince üstlenemeyenler, ya o vasfın kişisi değildirler – ki bu bir ölçüye kadar mazeret olabilir- ya da temsil ettiği ulusun, gereği gibi saygı görmesine inançları yoktur. İşte ben bu seçeneği hiçbir zaman aklıma getirmek istemem.

Saygılarımla..

Hiç yorum yok: