24 Eylül 2008 Çarşamba

EĞİTSEL VE KÜLTÜREL DEVRİMLER

Osmanlı Devleti’nde temel ve en yaygın eğitim kurumu medreseler ve mahalle mektepleriydi. Buralarda eğitim dine dayanmaktaydı. Öğrencilere Din bilgisi, Kur’an, Yazı, Aritmetik, Arapça, Kelam, Meal, Mantık, Hitabet, Fıkıh ve İlahiyat öğretilirdi. Tarih, Coğrafya, Felsefe ve Fen bilimleri savsaklanmıştı. Bu okulların yanı sıra sarayda devlet memuru yetiştiren Enderun ve azınlıkların kendi yapılarına uygun dinsel ve ulusal öğretim yapan okullarda vardı. Osmanlı eğitim sistemi ulusal ve çağdaş bilgi oluşmasını önleyici nitelikteydi. Dünya’da kültürel alandaki gelişmelerden etkilenen bazı Osmanlı Devlet adamları XVIII. Yüzyıldan itibaren batı tarzında askeri okullar kurmaya başladılar. Ancak bu uygulamalar çok yüzeysel ve dar bir alanda gerçekleştiğinden beklenen sonuç alınamadı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaşamın her alanında ulusal, demokratik ve laik ilkeleri amaç edinmişti. Bu ilkelerin gerçekleşmesi ve ulusal kültürün oluşması, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkılması için Osmanlı eğitim sisteminin yok edilmesi, çağdaş ve ulusal ilkelerle donanmış bir eğitim sisteminin oluşturulması gerekmekteydi. Bu bilinçle hareket eden Mustafa kemal, 16 Temmuz 1921 tarihinde “Maarif Kongresi”ni toplayarak bu konuda ilk adımı atmıştır. Bu konuda atılan en önemli adım ise 3 Mart 1924 tarihinde Halifeliğin kaldırılması ile birlikte kabul edilen Tevhid-i Tedrisat ( öğretimin birleştirilmesi ) Kanunudur.CUMHURİYET EĞİTİMİNİN İLKELERİ

Yeni Türk Devleti’nin eğitim sisteminin ilkeleri ilk olarak daha Ulusal Kurtuluş Savaşı sürerken, 16 Temmuz 1921 tarihinde toplanan Maarif Kongresi’nde tartışılmış, Cumhuriyet döneminde yapılan çalışmalarla da Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğitiminin ilkeleri şöyle belirlenmişti.

1. Eğitim kurumları tek bir örgüt tarafından yönetilmelidir.

2. Eğitim programı, ulusumuzun bugünkü durumu ile toplumsal yaşamın gereği, çevre koşulları ve çağın gereklerine tümüyle uygun olmalıdır.

3. Eğitim amacımız, öğrencilere her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan her türlü engellerle mücadele etme düşüncesini vermek olmalıdır.

4. Eğitim yaşı dışında kalan ve eğitim görmeyen yurttaşlarımız pratik araçlarla eğitim olanaklarından yararlandırılmalıdır ( yaygın eğitim ).

5. Türkiye Cumhuriyeti’nin amacı ulusal, demokratik ve laik düşünceli yurttaşlar yetiştirmektir. Bunun için de pedagojik yöntem ve araçlarımız yenileştirilmeli ve iyileştirilmelidir.

6. Eğitimin tüm amaçları erkekler için olduğu gibi, kızlar için de tümüyle açık olmalı ve eğitimde cinsiyet farklarına göre kabul edilmiş olan tüm yöntem ve kurullar kaldırılmalıdır.



MEDRESELERİN KAPATILMASI 1924

Tanzimat Devri’ne ( 1839 – 1876 ) gelinceye dek Osmanlı Devleti’nde temel eğitim - öğretim kurumları medreselerdi. Bu kurumlarda dine dayanan bilgiler, Arapça, Farsça, Edebiyat, Tarih, Matematik, Kimya ve Astronomi gibi dersler skolastik ( dogmatik ) bir anlayışla okutulurdu. Ancak sonraları medreseler çağdaş gelişmelerin dışında kalmış, bozulmuş geriliğin ve gericiliğin yuvaları haline gelmişti.

Halifeliğin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Yasası’nın çıkarılmasından sonra 1924 yılında gerici çevrelerden gelen tepkilere karşın medreseler kapatılmıştır.



YABANCI OKULLAR SORUNU

Osmanlı Devleti’nde yabancı okullar kapitülasyonlar nedeniyle denetlenemiyordu. Lozan Barış Antlaşması’yla bazı koşullarla bu okullara izin verildi. Milli Eğitim Bakanlığı 1925 - 1926 öğretim yılında bu okullar için yeni koşullarla yönetmelikler hazırladı. Papalık ve Avrupa devletleri buna karşı çıktılar. Türkiye konunun bir iç sorun olduğunu söyleyerek başka ülkelerin bu işe karışmalarını önledi, bir süre sonra da yabancı okullar Türk Hükümeti’nin belirlediği koşullara uymak zorunda kaldı veya kapatıldılar. Böylece Tevhid-i Tedrisat Kanununa ( öğretimin tek elden yürütülmesine ) uygunluk sağladı.



HARF DEVRİMİ 1 Kasım 1928

İslamiyet’ten önceki dönemlerde Türklerin kullandığı alfabe Göktürk ve Uygur alfabeleriydi. Bu yazı sistemleri o dönem ki Türk Dili’ne uygundu. Türkler İslâm Dini’ni kabul ettikten sonra Arap Alfabesi’ni kullanmaya başladılar. Bu alfabeyle Türkçe sözcükleri yazmak ve yazılabilenleri okuyabilmek çok zordu. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bu konu tartışılmaya başlanmış, hatta Latin Alfabesi’nin kullanılması önerileri bile gündeme getirilmişti. Mustafa Kemal okuma - yazmayı kolaylaştırmak ve okur-yazar oranını arttırmak için gerekli araştırmaların yapılması isteğinde bulundu. Latin Alfabesi’nde gerekli değişimler yapıldıktan sonra Türkçe’ye uygun yeni Türk Alfabesi oluşturuldu. 1 Kasım 1928 tarihinde de Türk Alfabesi kabul edildi. Bundan sonra kurulan yaygın eğitim kurumlarıyla (Millet Mektepleri ve Halkevleri) ile başlatılan kampanyalarla da ülkedeki okur-yazar oranı arttırıldı.

Mustafa Kemal, yeni harflerin öğrenilmesi ve yaygınlaştırılması için bir öğretmen gibi çalışmıştır. Bu çabaları nedeniyle 24 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan bir yasa ile Mustafa Kemal Türk halkının “ Baş öğretmen ”i oldu.



TÜRK TARİH KURUMU 15 Nisan 1931

Osmanlı Devleti’nde bilimsel olmayan, yanlı bir tarih anlayışı vardı. Devlet teokratik ve imparatorluk özelliklerine sahip olduğundan İslam tarihi okutulmaktaydı. İslamiyet’in kabulünden önceki dönemlerde Türklerin kökeni ve Anadolu’nun tarihi hakkında hiçbir bilgiye rastlanmıyordu. Esasen “ Türk ” sözcüğü, aşağılayıcı bir deyim ( kaba, bilgisiz, görgüsüz) olarak kullanılıyordu. Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra İslam tarihinin yanı sıra Osmanlı tarihine de ağırlık verildi. Türklerin bağımsızlığına kavuşması ve ulusçuluk ilkesiyle yeni bir toplumun yaratılmasından sonra Türk tarihinin bilinmesi gereği ortaya çıktı. Bilimsel özellikte, laiklik ve ulusçuluk ilkelerine bağlı kalınarak Türk Tarihi’nin oluşturulabilmesi için 1931 yılında, “ Türk Tarihi Tetkik Heyeti ” kuruldu. Daha sonra bu kuruluşun adı “ Türk Tarih Kurumu ” olarak değiştirildi.



TÜRK DİL DEVRİMİ 12 Temmuz 1932

Türklerin İslam dinini benimsemesiyle birlikte çok sayıda Arapça ve Farsça sözcük Türk diline girdi. Özellikle saray çevresinde, hukuk, bilim ve sanat alanında Türkçe yerine “ Osmanlıca ” adı verilen yapay ve karışık ( Türkçe, Farsça, Arapça ) bir dil kullanılmaya başlandı. Ülkeyi yönetenlerle Türk halkı arasında “ Kültürel Yabancılaşma ” ortaya çıktı. Tanzimat Dönemi’nden sonra, Fransızca sözcüklerde Türk Dili’ne girdi. Bu durum özellikle imparatorluğun son dönemlerinde kimi aydın ve yazarları rahatsız etmeye başladı. Konu yazılıp çizilmeye ve tartışılmaya başlandı. Bu konudaki bilimsel çalışmalar Mustafa Kemal’in çabalarıyla 12 Temmuz 1932’de oluşturulan “ Türk Dili Tetkik Cemiyeti ” ile başladı. Türk Dili’nin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması için yoğun çaba harcandı. Bu çalışmalar Türk Kültürü’nün yaratılması, zenginleştirilmesi, toplumsal iletişim ve dayanışmanın güçlendirilmesi amacının ve Türk Ulusçuluğu’nun bir sonucudur. Daha sonra bu kuruluş “ Türk Dil Kurumu ” adını almıştır.

DEĞERLİ TİMUR BİLGİÇ hocam'a SONSUZ SEVGİ VE SAYGILARIMLA
www.atbtarih.tr.gg

Hiç yorum yok: